Bir Lider Penceresinden: Dinlemenin Gücü ve Sessiz Etki

Bizler dinlemeyi çoğu zaman yanlış anlıyoruz. Gerçek dinleme sadece sessiz kalmak demek değildir; sabır, dikkat ve empati ister. Söz kesmeden beklemek değil, anlamak için orada olmaktır. Bir ekip arkadaşının cümlesindeki tereddüdü fark etmek, bir önerinin ardındaki cesareti görmek ya da bir sessizliğin anlattığı yorgunluğu duyabilmek… İşte bunlar, liderlikte fark yaratan mikro davranışlar. Çoğu zaman bir fikir geri çekildiğinde nedeni de yetersiz oluşu değil; yeterince dinlenmediğine olan inançsızlıktır bence. Kurumlarda yaratıcı potansiyelin açığa çıkması, sadece konuşma cesaretiyle değil, aynı zamanda dinlenme garantisiyle mümkün.

Her fikre anında yanıt vermek yerine düşünmeye alan tanımak; karşımızdakinin ne demek istediğini değil, ne hissettiğini anlamaya çalışmak; tüm bunlar yalnızca liderin değil, ekibin de güvenini büyütüyor. Sessiz bir onay, yerinde bir göz teması ya da müdahale etmeksizin bitene kadar dinlenen bir sunum sessizliğin liderlikte bir zayıflık değil, bilinçli bir seçim olduğunu hatırlatan küçük ama etkili detaylar.

Dinlemenin kurumsal kültürle buluştuğu yerlerde yalnızca iletişim değil, aidiyet de güçleniyor. Çünkü bir kurumda fikirlerin sadece duyulması değil ciddiye alınması da beklenir.

Gerçekten dinleyen bir kültür yaratıldığında insanlar sadece konuşmakla kalmaz; düşüncelerini paylaşmakta daha cesur, katkı sunmakta daha istekli olurlar.

Görülmek, anlaşılmak, önemsenmek… İşte bu üçlü çalışan bağlılığının temel yapı taşlarını oluşturuyor ve hepsinin kapısı da dinlemekle açılıyor. Çünkü dinlenmek kişinin yalnızca sözlerinin değil; varlığının da kabul edildiği hissini veriyor. Bu his de bir ekip üyesini çalışan olmaktan çıkarıp ortak bir hikâyenin parçası haline getiriyor elbette.

Ayrıca şunu da unutmamak gerek: Dinlemek, yalnızca yöneticilerin sorumluluğunda değil. Takım arkadaşlarının birbirini gerçekten dinlediği, fikirlerin tepkiyle değil anlayışla karşılandığı her yapı; sürdürülebilir başarının, karşılıklı saygının ve yüksek motivasyonun altyapısını oluşturuyor.

Ve belki de en önemlisi dinlemeyi bir alışkanlık haline getiren kurumlar yalnızca iş süreçlerini değil insan ilişkilerini de iyileştiriyor. Böyle kurumlarda iletişim akışı yukarıdan aşağıya değil, her yöne akıyor. Bu da kurumun yaşayan, öğrenen ve kendini sürekli yenileyen bir organizmaya dönüşmesine en büyük, en kıymetli dokunuşu yapıyor.

Kaynak

https://www.forbes.com/councils/forbesbusinesscouncil/2024/11/26/leadership-without-ego-the-power-of-listening-to-lead/

Son Yazılar

Sorularınız mı var?

İletişime geçin!

İletişime geçin!

Tüm sorularınız için bize ulaşabilirsiniz. En kısa sürede size dönüş yapacağız.

Go to Top